İngilizce’ye Faydalı Radyolar

İngilizce öğrenmenin birçok yolu var. Kimisi Anadolu Lisesi’nde, kolejde ya da üniversite hazırlıkta öğrenir. Kimisi ise bu tecrübelerden geçmemişse ki olabilir, bir süre İngiltere ya da Amerika’ya dil okuluna gider, orda öğrenir.

Benim zamanımda Erasmus yoktu, ben o furyaya -malesef- yetişemedim fakat Erasmus’ta dil öğrenmek ya da eğer belli bir seviyede biliyorsanız ilerletmeniz mümkün.

Erasmus demişken, Erasmus programı ile yurtdışına giden arkadaşlar her ne kadar ara sıra bana -sen bizim yanımızda yaşlı kalıyorsun, aramızda nesil farkı var, bizi anlamıyorsun- diye takılsalar da kendilerini severim, iyi çocuklardır. Erasmus’a gidip genç yaşta dünya gören insandan zarar gelmez.

Bazılarını da devlet master-doktoraya gönderir ya da göreve gönderir, öyle öğrenirler. Ya da akademik burs kazanır gider, öyle öğrenir İngilizce’yi.

Dil öğrenmenin yukarda saydığım yollarının dışında bir de self-study yaparak yani kendi kendine çalışarak öğrenilmesi var. Her ne kadar zor görünse ve aslında zor olsa da yine de etkilidir ve insan bu süreçte dil öğrenmenin yanında kendini de tanıma fırsatı bulur zira bu yöntem, dil öğrenmede en zorlayıcı seçeneklerden biridir diyebilirim.

Kendi kendine dil öğrenerek sadece İngilizce’yi değil, birkaç dili öğrenen arkadaşlarım var. Baya da konuşuyorlar.

Eğer kendi kendinize İngilizce öğrenmeye karar verdiyseniz öncelikle sizi tebrik ederim, bu azmi her zaman takdire şayan bulurum.

Bu yolda size acizane birkaç tavsiyem olacak.

Birincisi, Türkçesini okuduğunuz ve sevdiğiniz romanları İngilizce’sinden de okuyun. Keyifli ve öğretici oluyor.

İkincisi sevdiğiniz filmlerin İngilizce altyazılarını indirin ve bunların yazıcı çıktısını alın. Filmleri İngilizce’sinden birkaç kez izleyin ki sevdiğiniz film ise zaten birden fazla kez izlemişsindir. O altyazıları ara sıra okuyun ve çalışın. Bu da gerçekten çok keyifli ve öğretici oluyor.

Siz o altyazıları okudukça filmin ilgili sahnesi gözünüzde canlanır, olan biten ve dolayısıyla bunun İngilizcesi zihninizde yer eder.

Diğer bir tavsiyem ise BBC ve LBC radyolarını dinlemeniz. BBC’yi biliyorum da LBC nerden çıktı diye düşünebilirsiniz.

Öncelikle BBC ile ilgili birşkaç şey söyleyeyim. BBC Radyo 2’de öğleden sonraları güncel konularda sohbet ve tartışmaya benzer canlı yayına konuk almalı programlar olur. Bu programların en meşhuru Jeremy Vine’ın programıdır, kendisi BBC’nin en tanınmış radyocularından. Araya müzik de girer. Hem müzik hem sohbet sıkılmazsınız.

Ama mesela BBC Radyo 1 dinlerseniz genelde müzik ve hoşum boşum DJ’leri vardır, bir yerden sonra artık sıkıcı olmaya başlar.

Ama BBC’nin her kanalı iyidir, ben en çok BBC Radyo 2’yi severim. BBC Radyo 2’de çalan DJ’lerden Craig Charles’ın bende özel bir yeri vardır. Kendisi İngiltere’de çok tanınan bir sempatik kişilik olmanın yanında çok iyi bir Funk&Soul DJ’idir, çok güzel miksler. Harika müzik çalar.

Annie Mac, Jamie Cullum felan da güzel çalar. Annie Mac akşamları iyi coşturur, kalite DJ’dir. BBC Radyo 2’nin diğer DJ’leri de iyidir.

LBC ise farklı bir dünya. Açılımı Leading Britain’s Conversation şeklinde olan radyo, ismini sadece sohbet ve tartışma programları yayınlıyor olmasından alır. Yayınlar genelde canlıdır ve hiç müzik yayınlanmaz. Sadece konuşma, sohbet, tartışma, haber ve canlı yayına alınan konuklarla sohbet, soru cevap ve gündemi değerlendirme şeklinde yayın yapar.

Hem kendi radyo programcıları ünlüdür hem de bazı programları İngiltere’nin ünlüleri yapar. Örneğin İngiltere’nin Brexit ile AB’den çıkmasında başı çeken politikacılardan, kahkahası ile ünlü politikacı Nigel Farage bu radyoda Pazartesi ve Perşembe günleri akşam saat 7’de program yapıyor.

LBC’yi bir süre mesela altı ay bir sene kadar dinlerseniz İngiliz Kültürü’ne ve İngiltere gündemine iyice aşina olursunuz. Yayınlanan programlar, tartışmalar ve telefonla canlı yayına alınan konuklarla yapılan muhabbetler bazen o kadar ilgi çekici ve provoke edicidir ki İngilizce radyo dinlediğinizi unutur konuya konsantre olursunuz ve bu da İngilizce’nizi geliştirmeniz de gerçekten çok iyi bir aşamadır artık.

Dinlediğim İngilizce radyolardan bahsettim. Yazıyı bitirmeden biraz da dinlediğim Türkçe radyolardan bahsetmek isterin. TRT Radyo 1 ve Radyo 3’ü yıllardır, taa çocukluğumdan beri dinlerim.

Bazen TRT FM’de dinliyorum ama son yıllarda bu kanalın kalitesi Türkiye’de herşeydeki kalite düşüşü ile paralel gidiyor. TRT FM’in kalitesi iyice düştü diyebilirim.

TRT Radyo 1’de Gecenin İçinden programını dinlerim. Bu program çok uzun süredir yayında. Bu programa çok farklı konularda konuk veya konuklar davet edilir ve harika sohbetler edilir. Araya güzel müzikler de girer. Ayrıca programın başlangıç ve bitiş jenerik müziği tam bir efsanedir, beni alır uzak diyarlara götürür.

Ayrıca başka programları da takip ediyorum. Yine TRT Radyo 1’de Arkası Yarın ve Radyo Tiyatrosu programlarını da dinlerim. Radyo tiyatrosunda oyun dinlemek çocukluğumdan beri süregelen bir tutkudur.

Usta müzisyen ve kendisini beğenerek dinlediğim bir beyefendi Ömür Göksel‘in TRT Radyo 1’deki Müzikle Bir Ömür Programını da çok severek dinlerim. Dünyadan farklı müzik türlerinde parçalar dinletir ki bu parçalar bazen kendi seslendirdiği parçalardır. Bir müzisyenin radyo programında kendi seslendirdiği bir parçayı anons etmesi gerçekten güzel oluyor.

TRT Radyo 3’te ise bilinenin aksine her zaman klasik müzik çalmaz. Klasik müzik yayını evet oldukça fazla yer kaplar ve ben severek dinlerim. Fakat hergün öğleden sonra dünyadan pop, rock, progressive rock müzik yayını yapan tematik programlar var. Akşam ise caz müzik dinleyebileceğiniz. Örneğin Burcu Şenyapılı’nın hazırlayıp sunduğu Caz ve Tarz programı oldukça keyiflidir.

Yine TRT Radyo 3’teki Gece ve Müzik programı da her zaman çok keyifli olur.

Radyo candır.